Now Playing Tracks

Bütün amerikan sistemi şunun üzerine kuruludur. Okuduğunuz bütün kişisel gelişim kitapları, seyrettiğiniz filmler, ”hedefi koy, oraya giderken ne gerekiyorsa onu yap” onu öğretirler. Akşam bi film seyredersin, açarsın, ” bilinç altımızda adamla kendimizi özdeşleştiririz.” Film boyunca adam çaba gösterir. Filmin sonunda başarır. Hepimiz rahatlamış olarak yatarız. O başardı, bilinç altımızda bizde başardık. Bide işin garip tarafı, bi numaraları var, film boyunca adamın cep telefonu markasını, arabasını, saatini, yediği ve içtiği ürünleri gösterirler. Ve bilinç altınıza derler ki; sen de bu ürünleri tüketirsen, sen de başarılısın. Ve bütün sistem bunun üzerine kuruludur. Başarıcaksın! Hedefini koy! Hey! Hadi oğlum! Sistemi bunun üzerine kurarlar. Fakat yaptıkları numara şudur… Hayatı yüz metre yarışı gibi gösterirler. Sadece kazanan adamı gösterirler. Yüz metre yarışlarında arkada sekiz kişi vardır. Onları hiç göstermezler. En öndeki adamı gösterirler. O filmlerle o kitaplarla büyürsünüz, hayata bi girersiniz, çevrende tanıdığın insanlardan yüzde 93ü arkada ki sekiz kişiden bi tanesi olacak. O zaman mutsuz olmanız lazım. Mutsuz adamları yaratırsanız, onlara mutluluk satarsınız. ” Happy meal ” satarlar. McDonald’sın menüsü. İnsanlara mutluluk satarsınız. Bütün numara bunun üzerine kuruludur. Anlatmak istediğim şey bu değil; hedefi koy, oraya giderken ne gerekiyorsa yap değil. Ben kişisel gelişim uzmanı falan değilim, ben bir öğrenciyim ve içten sade hayatımda bildiğim bazı şeyleri, ülke kültüründen öğrendiğim şeyleri anlattım. Geçenlerde öyle bi kitap getirdi arkadaşım, abi dedi bak müthiş kişisel gelişim kitabı. Açtım ilk sayfayı ve şöyle başlıyor… Ben bundan 10 yıl önce 40 metrekarelik evde yaşayan, başarısız bir adamdım. Size diyo bu kitabı, 900e 30 metrekarelik bir villadan yazıyorum. Ya… Demek ki hayatta herkes 930 metrekarelik villa sahibi olabiliyor. Demek ki bütün hedef bu olmalı. Hayat yüz metre yarışıysa, ben sana bundan yaklaşık 6 yıl önce Seattle’da yapılan dünya down sendromlu çocuklar olimpiyatında ki yarışı anlatayım. Yarış başlıyor; Zihinsel engelli çocuklar kızlı erkekli yarışıyorlar. Bütün stadda ayakta. Oğlanlardan birinin ayağı takılıyor ve bağara bağara ağlamaya başlıyor. Stadda müthiş bir sessizlik. Diğer sekiz yarışmacı duruyorlar ve yerde bir tane yarışmacı bağıra bağıra ağlıyor. Kaldırıyorlar. Bi tanesi eğiliyor kızlardan çocuğun bacağını öpüyor ve bu seni iyileştirir diyor. Çocuk tak susuyor. Giriyorlar koluna, dokuz tane zihinsel engelli çocuk yarışı beraber bitiriyorlar. Bu anlattığım bir maraton değil, bu çocuklar bir daha bu yarışa katılamayacaklar. Dört yıl sonra katılcaklar, bir daha bunların katılma ihtimali yok. Şimdi abi ben sana tüm samimiyetimle soruyorum, onlar mı zihinsel engelli? Biz mi zihinsel engelliyiz? Bir yarışa sokarlar insanları, koşarsınız koşarsınız, bi dönersiniz, dersiniz ki ya ben ömrü bunun için mi geçirdim.

(Source: hayatmavisi)

We make Tumblr themes